Make your own free website on Tripod.com

morvadi

Ibn Haldun
bilgi
Sokrates
Platon
Herakleitos
Demokreitos
Aristoteles
Ibn Sina
Farabi
Ibn Haldun
HEGEL, Georg Wilhelm Friedrich
Kierkegaard , Soren Aabye
Zenon
Francis Bacon
John Locke
Parmenides
realizm
rasyonalistler
rasyonalizm
Immanuel Kant
Russell
David Hume
Hume Hakknda
Empristler
iletisim icin

1332 yılında Tunus’ta doğan ve 1406’da Kahire’de vefat eden İbn Haldun’un yaşadığı dönemde İslam dünyasının hâli şöyleydi:

Endülüs’ün az bir kısmı müstesna, büyük bölümü hristiyanların istilasına uğramıştı. Geriye kalan topraklardaki emirliklerde de fitneler ve ihtilaller eksik olmuyordu.

Muvahhidler devleti yıkılmış, Fas, Tunus ve Cezayir’de yeni hanedanlıklar kurulmuştu. İslam toplumunun yaşadığı muhtelif devletler kurulmuştu. Bilhassa Mısır’da halifeliğin devamı niteliğindeki Memlüklüler, Anadolu’da Selçuklular ve Osmanlılar halef-selef olarak varlıklarını sürdürürken, Timur da bütün İslam dünyasına hakim olma gayreti güdüyor ve bu konuda mücadele ediyordu.

İsmi Abdurrahman, künyesi Ebu Zeyd, lakabı Veliyyûddin, şöhreti İbn Haldun olan müellifin soyu sahabe Vail b. Hucr’a dayanır. Bu sahabeyle ilgili Peygamberimiz (s.a.v.):

“... Vail b. Hucr, Rasulullah’a geldiği vakit, Hz. Peygamber ridasını yaymış, Vail’i bu rida üzerine oturtmuş ve Allah’ın Vail b. Hucr’u, oğlunu ve kıyamete kadar gelecek olan torunlarını mübarek kıl, hayırlı ve uğurlu olmalarını temin et.” diye dua etmiştir.

Nesebiyle ilgili farklı yorumlar yapılsa da, İbn Haldun’un Arap olmadığını söyleyen veya söylemeye çalışanlar aksi bir ırkı da ona nisbet edemiyorlar. Sadece yer yer Araplar’ı yerip, Berberîler’i övmesinden dolayı Berberî olabileceği tezi ileri sürülmüşse de, bu tez fazla rağbet görmemiştir.



Tahsili

Mukaddime müellifi Abdurrahman b. Muhammed’in ailesi ilim ve irfana çok düşkündü. Hatta babası, devrin sayılı hocalarından kabul ediliyordu. Nitekim, okuma çağına gelen oğlunun ilk hocası da, babası olur. O dönemlerde cami ve mescitler okul olarak kullanılıyordu. Babasının nezaretinde Kur’an eğitimini alan İbn Haldun, en saygın ulemanın Endülüs’ü terk etmesinden dolayı Tunus’ta bulunan devrin saygın hocalarından tefsir, hadis ve Malikî fıkhı ve şerî ilimleri tahsil etmiştir.

Bu bilgilerin dışında dil, mantık, felsefe ve sair ilimlerde de, hocalarının övgüsünü hak edecek şekilde ders aldıktan sonra, hayatında iki önemli olay cereyan eder. Bundan dolayı da tahsiline ara vermek zorunda kalır.

Bu olaylardan biri kendisinin de “ocak söndüren” diye tanımladığı veba salgını. Öyleki günde, 1200 kişinin öldüğü büyük bir hastalık. Kitabında şöyle bahsediyor:

“Durmadan sonsuz bir arzu ile ilim tahsil etmek ve faziletler elde etmek için didiniyor, ilim öğretilen yerlere ve ders halkalarına gidip geliyordum. ‘Ocak söndüren’ veba çıkana kadar hayatım böyle devam etti. Veba sebebiyle, ayan-eşraf ve bütün üstadlar dünyadan göçüp gitti. Anam, babam da vefat etti. Allah hepsine rahmet eylesin.”

İkinci olay ise bu salgın hastalıktan kurtulan ilim erbabının ülkeden ayrılması, diğer taraftan iaşe için çalışmak zorunda kalması, çok arzuladığı ilim meclislerinden kopmasına sebep oldu.



İş ve çile hayatı

Yaklaşık yirmi beş yıl sürecek olan siyasî ve idarî çalışması hayatında yeni bir sayfa açar. Fakat her ne kadar çalışsa da, aklı okumakta ve yazmakta. Fırsat buldukça bu işlere zaman ayırmaya çalışıyorsa da istediği kıvamı tutturamıyordu.

Daima galiplerden yana tavır koyan İbn Haldun, çok muhtelif emirlerle çok değişik görevlerde bulundu. Yaptığı bazı uygulamalardan dolayı hapis de yatan büyük müellif, başvezirlik makamına dahi çıktı.

Bu arada Endülüs’e geçen, orada kendisi gibi şair ve büyük alim İbn Hatip’le karşılaşır. Birbirleriyle çok iyi diyalog kuran, bu iki büyük zatın birlikteliği çok yararlı olur.



Tekrar telif dönemi

İbn Haldun, birçok kez Mağrip-Endülüs arası gidip gelir. Arkasından Hac için Mekke’ye giden orada bir dizi görüşmeler yapan İbn Haldun, Mısır’da da bazı görevler üstlenir. Bilahere tekrar kendisini ilme ve telife verir.

Kuvvetli bir hafızaya, işlek bir zihne, parlak bir zekaya, sağlam bir muhakemeye, iyi bir istidlal ve kıyas yapma gücüne ve isabetli teşhis, tesbitler yapma kabiliyetine sahip olan İbn Haldun, sadece beş ay içinde İslam dünyasının medar-ı iftiharı olan Mukaddime’sini yazdı ve bitirdi. Arkasından Mağrip ve Berberîler’in tarihini yazmak için Kitabu’l-İber’i yazmaya başlar. Daha sonra bu anlayışından vazgeçerek umumî tarih kitabı olarak yazmaya çalışır ve bitirir.

Kadılık, hatta Baybars Tekkesi’ne Şeyh’lik de yapan İbn Haldun, tempolu, hareketli ve verimli hayatını, yaşamakta olduğu Mısır’da noktalar. Şu anda kabrinin dahi belli olmadığı İbn Haldun gibi alimlere çok ihtiyacımız var.



Özet

Yetmiş altı yıllık ömrünü dört safhada ele alabiliriz:

a- Doğum yeri Tunus’ta yirmi yıl devam eden ilk bölümü, Kur’an ve talimle geçer.

b- Yirmibeş yıl süren ikinci dönem Fas, Tunus, Cezayir ve Endülüs arasında siyasî ve idarî işlerle geçmiştir.

c- Telif dönemi kabul edilen ve 8 yıl süren üçüncü dönem.

d- Kadılık, müderrislik ve şeyhlik dönemi. On dört yıl süren bu dönem, daha ziyade Mısır’da geçen bu bölümde hacca gitmiş, Kudüs’ü ziyaret etmiş, Şam’da Timur’la görüşmüştür.

http://www.ilkadimdergisi.com/184/tarih-ahmetbelada.htm

sayfa sonu